|
İSLAM FELSEFESİ

İslâm
dünyasında felsefi düşüncenin bir ekol olarak başlayıp kurulması, iç
ve dış bir çok sebebin yanında, özellikle Grek (Antik Yunan)
filozoflarının eserlerinin bilhassa Süryânice ve Grekçe'den Arapçaya
yapılan ilk çevirileriyle aynı zamanlara rastlar ki, bu dönem İslâm
tarihinde Abbasî hilâfetinin kuruluş sıraları demektir.
Ancak İslâm
felsefesinden en önemli etkiye sahip olan Yunan felsefesinin etkisi
doğrudan olmayıp, Helenistik felsefe yani, İskenderiye yoluyla
olmuştur. Milâdî altıncı yüzyılın başlarında dağılan Atina
okullarındaki düşünürlerden bazıları İskenderiye'ye, bir kısmı da
Suriye'deki merkezlere gitmişti. Buralarda Platon ve Aristo'yu
açıklayarak bir felsefe oluşturmuşlardı. Sözü edilen merkezlerde
önceleri Yunanca yazıları eserler sonradan süryanice ve arapçaya
çevriliyordu. İşte İslâm dünyasında daha sonra Arapçaya intikal
ettirilen ve İslâm felsefesinin kuruluşunda tesiri olan eserler ilk
planda bunlar olmuştu. Bunlara daha yedinci miladi yüzyılın
ortalarında müslüman Arapların fethettiği Suriye ve İran'daki
Hıristiyan ve yahudi manastırlarındaki ilmi faaliyetleri de ilave
etmelidir. Buralarda Yunan felsefesinin, özellikle de Platon, Aristo
ve yeni Platonculuğun hristiyanlıkla meczedilmiş eserleri, arapçaya
yakın bir dil olan süryânice yazılıyordu. Keza, sözü edilen
merkezlerden bazıları tamamen İlâhiyata (teoloji) dair düşünceler
geliştirirken, felsefe de dini bir hüviyet kazanıyordu.
Çeviri
çalışmalarında Emevîler döneminin (661-750) çok önemli bir yerinin
bulunduğu söylenemez. Fakat, dini ilimlerin yanında akli ilimlere
ayn bir rağbet gösteren Abbasîler'de, bilhassa Bağdat'ı devlet ve
hilafet merkezi yapan ve süryânca, yunanca ve bir miktarda farsça
eserlerin arapçaya çevirisini üslenen kişileri teşvik eden Halife
Mansur (H.136-158/M. 753-775) döneminde söz konusu çeviri faaliyeti
çok ciddi bir tarzda gelişme gösterdi. Harun Reşid (170-193/886-908)
ve Memun (198-218/813-833) zamanlarında ise İslâm felsefesinin
önemli malzemesi sayılabilecek mühim eserler çok sistemli bir çeviri
faaliyetiyle arapçaya
kazandırıldı. Bu sonuncu Abbasi halifesi,
Bağdat'ta Beytü'l-Hikme (Felsefe evi) adı verilen bir akademi
kurulmuştu ki, burası İslâm felsefesinin kurulup gelişmesinde çok
önemli bir etkiye sahip olmuştu.
Bütünlüğü
içinde İslâm felsefe hareketini Doğu ve Mağrib (Endülüs) felsefeleri
olmak üzere iki büyük kola ayırmak gelenek halini almıştır. Felsefi
düşünceyi kurma ve geliştirme bakımından doğu kolu Mısır'dan
Türk-İslam'a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyayı kaplar ve
Endülüs'e göre çok daha çeşitli ve verimli olmuştur. İslam
felsefesinin Endülüs kolu ise, ortaçağ dönemi hıristiyanlarının daha
çok dikkatini çekmiş ve batılılar tarafından yazıları eserlerde özel
bir yer tutmuştur. Ancak İslam dünyasındaki fikri oluşum ve
gelişimde Mağrib kolunun Doğu kadar büyük tesiri olamamıştır.
|