|
Yirmi
yaşından itibaren ölümüne kadar yanından ayrılmadığı Sokrates’in
öğrencisi ve Aristoteles’in hocası olmuştur. Atina’da Akademi’nin
kurucusudur. Platon’un felsefi görüşlerinin üzerinde hala
tartışılmaktadır. Platon, batı felsefesinin başlangıç noktası ve ilk
önemli filozofudur. Antik çağ yunan felsefesinde, Sokrates öncesi
filozoflar (ilk filozoflar veya doğa filozofları) daha ziyade
materyalist (özdekçi) görüşler üretmişlerdir. Antik felsefenin
maddeci öğretisi, atomcu Demokritos ile en yüksek seviyeye erişmiş,
buna mukabil düşünceci (idealist) felsefe, Platon ile en doruk
noktasına ulaşmıştır. Platon bir sanatçı ve özellikle edebiyatçı
olarak yetiştirilmiş olmasından büyük ölçüde istifade etmiş,
kurguladığı düşünsel ürünleri, çok ustaca, ve şiirsel bir anlatımla
süsleyerek, asırlar boyu insanları etkilemeyi başarmıştır.
Modern
filozoflardan Alfred North Whitehead’e göre Platon’dan sonraki bütün
batı felsefesi onun eserine düşülmüş dipnotlardan başka bir şey
değildir. Görüşleri İslam ve Hristiyan felsefesine derin etkide
bulunmuştur.
Platon,
eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş aktör
çoğunlukla Sokrates’tir. Sokrates insanlarla görüşlerini tartışır ve
onların görüşlerindeki tutarsızlıkları ortaya koyar. Platon
çoğunlukla görüşlerini Sokrates’in ağzından açıklamıştır.
Platon, algıladığımız dış dünyanın esas gerçek olan idealar ya da
formlar dünyasının kusurlu kopyaları olduğunu, gerçeğe ancak düşünce
ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğini savunmuş, insan ruhunun
ölümden sonra beden dışında kalıcı olan idealar dünyasına
ulaşacağını söylemiştir. Görüşleri ortaçağda İslam filozofları
tarafından korunmuş ve İslam düşünce dünyasındaki Yeni Platonculuk
akımına neden olmuştur. Rönesans sonrasında Batı Avrupa'da Antik
Yunancadan çevirileri yapılmıştır.
Yunan felsefesinin ilk döneminde
başlıca doğa sorunları ile uğraşılmıştır. İkinci dönemde her şeyden
önce insan sorunu ele alınmıştır. Üçüncü dönemde ilk iki dönemden
elde edilen bilgilerin sentezine gidilmiştir. Bu dönemin ve ilk
çağın en büyük iki düşünürü Platon ve Aristoteles’tir.
Bilgilerin kapsayıcı bir felsefe öğretisi içinde
sistematikleştirilmesi Platon ile başlamış ve Aristoteles ile en
yüksek noktasına ulaşmıştır.
Platon'un felsefesini, beş önemli kuram içersinde toplamak
mümkündür. Bunlar, “bilgi”, “idealar”, “ruhun ölümsüzlüğü”,
“evrendoğum” (Cosmogonie, Cosmogony - Evren'in oluşumunu inceleyen
bilim dalı) ve “devlet” ile ilgili kuramlarıdır. Platon, bütün
yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir
ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle
irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Platon'a göre felsefenin ana
ereği, insanın mutluluğu ve yetkin yaşamının sağlanmasıdır. Yetkin
bir yaşam, ancak erdemli bir hayat sürmekle elde edilebilir. Erdemin
temeli “bilgi”, özü “idealar kavramı”, gerekçesi “evrendoğum”,
güvencesi “ölümsüzlük”, yaşamsal sığınağı “devlet”tir.
Platon,
elli yıllık uzun bir süre boyunca bu kuramsal yapıyı düşünmüş,
ilintili felsefi meselelerle didişmiş ve bu arada görüşlerini
düzeltip olgunlaştırmıştır. Bu yüzden Platon felsefesinin
incelenmesi açısından en akılcı yol, bu değişim ve gelişmeyi takip
ederek, öğretinin geçirdiği evreleri anlamaya çalışmaktır.
Platon, Sofistlerin dünya görüşüne
karşılık tam bir Sokratesci olarak ‘iyi kavramı’ ile çıkar. ‘İyi’ ye
dayanan bilgi yolu ile iyiyi gerçekleştirmiş olan
doğru
yaşayışa kesin olarak bağlanması Platon’u yeni bir sorun karşısında
bırakmıştır ki, bu da idea
öğretisine yol açmıştır. ‘Doğrunun
araştırılabilmesi, böyle bir
olanağın bulunması’ sorununu, ruhun ölümsüzlüğü ile çözer Platon.
Ruh ölümsüzdür, bir çok defa yeryüzüne gelmiştir. Bu arada yeryüzü
ve Hedes’de her şeyi görmüştür. Ruh doğada, yeryüzünde gördükleri
ile bir anımsama sürecine girer. Ruhta doğru tasavvurlar önce
bilinçsiz bir halde bulunur, rüya gibi kımıldanır. Uygun sorularla
ve araştırmalarla sonunda aydınlak bir bilgi haline gelir. Bu
anlayış ile Platon felsefesinin iki ana görüşünü belirtmiş olur.
Metafiziksel İkilem
İdealar Dünyası Göreceli Dünya
Kalıp (önceden düşünülmüş) Gölge tasarım
Platon’a göre yaşadığımız evren
gerçek bir evren değil, bir hayal evrenidir. Kendini duyularımıza
sergileyen göreceli dünya, idealar dünyasının tasarımıdır. Duyular
dünyasının gerçeklik derecesi, idealar dünyasındakinden daha azdır,
biri asıl, öteki de bunun kopyasıdır. Degişmez değişir, yok olur
Duyulur dünya, idealar dünyasına
alt güdümlüdür (belli bir ereğe göre yürütülen) ya da onun
altındadır. Dahası, göreceli dünya, idealar dünyasına karşılık
düşmek için sürekli bir çaba içindedir. İdealar dünyası
Parmenides’in sürekli varlığı gibi her zaman varlık durumunda iken,
göreceli dünya Herakleitos’un akışı gibi sürekli oluş durumundadır.
Yine de tamamlanmışlık, süreklilik, eksiksizlik durumuna hiç bir
zaman erişmez. Duyussal dünya idealar dünyasının yalnızca bir
gölgesidir.
Platon’a göre gerçek olan güzel
kadın değil, güzelliktir. Güzellik ya da güzel kavramı her türlü
güzel olan nesneden çok daha gerçektir. İdea saltıktır, oysa o idea
ile ilgili nesnede, o ideadan alınmış sadece küçük bir parça vardır.
Duyular dünyası uzay zaman
sınırlamaları altında dururken (uzay ve zamanda kapalı ya da
tutsakken) idealar dünyası ise uzay ve zamanı aşar, uzaysal ya da
zamansal sınırlamalardan özgürdür. Zamanın kendisi maddi dünyanın
yaratılışıyla başladı ama tüm yaratılmış şeylerin en güzeli
bengidir.
Varolan’ın tanımına, dayanarak (var
olmak için kendisinden başka bir şeye gereksinimi olmayan), idealar
dünyasının varolan, duyular dünyasının varolmayan olduğunu
söyleyebiliriz. İdealar dünyası vardır. Duyular dünyası yoktur.
Platon’a göre mutlak değişmez olan
şey fiziksel bir ham madde değildir. Mutlak ve değişmez olan şey tüm
şeylerin ona benzeyerek oluşturduğu bir takım tinsel ya da soyut
örnek resimlerdir. Duyularla algılanan cisimlerin karşısında
cisimsel olmayan idealar vardır.
İdealar
bize dışarıdan gelmezler. Dışarıdaki maddesel bölgeler bizlere
onları hatırlatarak, onları uyandırırlar. Bu yüzdendir ki
bilgilerimizi duyularımız yoluyla maddelerden aldığımızı
sanmaktayız. Bu bir kuruntudur. Gerçekte maddeler evrensel usdaki
örneklerine göre biçimlenmişler, sonra da bize görünerek
anlıklarımızda uyuyan assıllarını uyandırmışlardır. Niçin ? Çünkü
gerçek olan süreklidir, kalıcıdır. Sürekli ve kalıcı olan maddeler
değil düşüncelerdir. Göreceli dünya, duyular tarafından algılanan,
dokunulabilir bir dünya iken, idealar dünyası us yolu ile kavranan,
dokunulmaz bir dünyadır.
Platon, etrafımızda gördüğümüz,
dokunduğumuz her şeyin kalıcı olmadığını düşünür. Duyularımız ile
algıladığımız ve sürekli değişen şeyler hakkında kesin bir bilgiye
sahip olamayız. Aklımız ile kavradığımız şeyler hakkında bir bilgiye
ulaşabiliriz. Soyut düşüncelerimizin karşılıkları olan,
süreklilikleri bakımından, gerçek saydığımız varlıklardan çok daha
gerçek bulunan bu idealar gittikçe genelleşerek en tepeye, sonuncu
ideaya kadar çıkar. En yüksek idea iyinin ideasıdır. İyinin ideası
Tanrıdır. Tanrı en yüksek iyiliktir. Erdem Tanrıya benzemektir.
Kötülükler iyiliklerin zorunlu karşılığı olduklarından yok
edilemezler. Şu halde insan bu kötülük ocağından kaçmaya, Tanrıya
yaklaşmaya çalışmalıdır.
Platon idea terimini bir nesnenin
sınıf adını ya da türünü belirtmek için kullandı. Ama daha sonra
anlamlandırmasını, nesnenin kalıcı özü, en son gerçekliğini, ilksel
varoluşunu, kendisine evrendeki her tikel nesneye karşılık düştüğü
bir ilk örneği, arkhe tipini simgelemek üzere değiştirdi. Nesne
yalnızca bu özün bir belirtisi ya da ideaya benzemeye çalışandır.
Hangi kavramlar idea sayılacaktır ?
Platon idea öğretisinde her şey
için bir idea kabul eder. Düşünülenler, nesneler, orantılar, doğal
ve yapma şeyler için, iyi için olduğu gibi kötü içinde, güzel -
çirkin ve yüksek - alçak için de idealar vardır.
Şeylerin idealarla bağlantısı nasıl
olacaktır ?
Duyular dünyadaki nesneler
nasıl oluyor da duyulur üstü bir dünya ile, buradaki idea denilen
gerçek varlıkla bir bağlantı kurabilir ? Platon öğretisini
anlatırken bu soruya açık bir yanıt vermemiştir. Çünkü ideaların
nesnelere önceliği, zamansal bir öncellik değil, mantıksal bir
öncelliktir...
|